SUNA KORAT

Aşağa gitmek

SUNA KORAT

Mesaj  Admin Bir Salı Mayıs 20, 2008 1:33 am

(1936- 2003)
Soprano. Küçük yaşta Ankara Devlet Konservatuarı Piyano bölümüne girdi. U.C.Erkin’in öğrencisi oldu. İstanbul’da Prof.Zavaros ve Madam de Hidalgo ile şan çalışmaları yaptı. 1959’da Beethoven Festivali’ne, 1966’da Scala Operası sanatçıları ile Verdi Festivaline katıldı. Bir çok ülkede sahneye çıktı.
Dünyanın seçkin birçok operaevinde sanatını dinleten Suna Korat, resitalleri ve plaklarıyla hayranlık uyandırmıştır. Mario del Monaco ve Tito Gobbi gibi sanatçılarla sahneye çıkan, konserler veren sopranomuz, BBC televizyonunda Menuhin, Fontaigne ve Nureyev’in katıldığı “Gala Akşamı”nda programın ilgi gören sanatçılarından biri olmuştur. “Teatre Regio di Parma” orkestrası ve korosu eşliğinde La Scala Operası’ndan Renate Tebaldi, Tito Gobbi ve Mario del Monaco ile Amerika’daki “Verdi Festivali”ne katılan Suna Korat, Paris’teki “National Opera”da sahneye çıkan ilk Türk’tür. La Scala solistleriyle Güney Afrika’da “La Traviata”da rol alan sanatçımız, “Prag Bahar Festivali”ne üç kez davet edilmiş, Avrupa’nın birçok ülkesinde konuk sanatçı olarak oynadığı operalarda beğeni kazanmış, televizyon programlarında yer almıştır. Hollanda’nın AVRO televizyonunda koro ve orkestra eşliğinde söylediği “Ave Maria”nın kaydı plak yapılmıştır.
********
Maria Callas'ı yetiştiren Madam Elvira de Hidalgo ile şan çalışan Suna Korat'a 1981 yılında 'Devlet Sanatçısı' unvanı verilmişti.

Evinde ölü bulunan soprano Suna Korat, Tanrı vergisi sesi, sesini teknik açıdan ustaca kullanımı, sahne kişiliği, güzelliği ve zarafetiyle adını dünya devleri arasına yazdırmıştı

*********


FİLİZ ALİ (Arşivi)

İSTANBUL - 1936 yılında kurulan Ankara Devlet Konservatuarı'nda yetişen ilk kuşakları yitiriyoruz birbiri ardına. Okulun kuruluşunun 30. yılı dolayısıyla Gültekin Oransay'ın 1966'da hazırladığı, mezunların listesini de içeren broşürde yer alan isimlerin çoğu artık hayatta değil. Listede 1949-50 ders yılı piyano dalı mezunları arasında Suna Cerrahoğlu adına rastlayınca filmi geri sarmaya başlıyoruz ve Ulvi Cemal Erkin'in öğrencileriyle birlikte çekilmiş bir fotoğraf gözümüzün önüne geliyor. Piyanonun başında Ulvi bey, etrafında da öğrencileri. Aralarında biri hemen dikkat çekiyor. Başını hafifçe eğmiş, uzunca boylu, sarışın bir kız bu. Suna Cerrahoğlu. Sonra birbiri ardına anılar geri gelmeye başlıyor. Kızlar yatakhanesindeki gürültü patırtılara karışmayan nazik Suna abla. Mesafeli ve o zamandan parlayan bir yıldız olacağının işaretlerini veren ışıltılı kişilik.
Piyano yüksek bölümüne devam etmiyor Suna abla. Önce Madam Savarosh, daha sonra Maria Callas'ı yetiştiren Madam Elvira de Hidalgo ile şan çalışıyor. Tiyatrocu Asuman Korat'la evleniyor ve Suna Korat adıyla opera kariyerinde yıldırım hızıyla yükseliyor. Korat, Tanrı vergisi sesini geliştirmesini, opera sanatında gerçekten dev adımlarla ilerlemesini hiç kuşkusuz disiplinli ve bilinçli çalışmasına borçluydu. Hem sesinin niteliği, hem sesini teknik açıdan ustaca kullanımı, hem de sahne kişiliği, güzelliği, zarafeti ile kısa zamanda dünyaya açılacak kıvama gelmişti.
Mario del Monaco, Tito Gobbi, Renata Tebaldi gibi en önemli İtalyan opera şarkıcıları ile birlikte söyleme şansını elde etti bu dönemde. BBC'de yayımlanan bir gala temsilinde Yehudi Menuhin, Margot Fonteyn ve Rudolf Nureyev gibi dünyaca ünlü sanatçılarla paylaştı aynı sahneyi. Ve daha pek çok başarı.
Suna Korat'a 1981'de 'Devlet Sanatçısı' unvanı verildi. Özel yaşamını hep geride tuttu. Büyük servetlerin önüne serildiği günleri de gördü, kimseye belli etmeden büyük sıkıntılar da yaşadı.
Korat için bugün saat 10.00'da Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde bir tören düzenlenecek. Nur içinde yat Suna abla.

Devlet sanatçısı ünvanıyla onurlandırılan Suna Korat, ölümünden önce Bilkent Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi.

******


'Operadaki kıskançlık onu yalnızlığa itti'




Türkiye'de biyografi geleneği olmamasına rağmen son yıllarda ardarda birçok kişi ya kendi anılarını yazdı ya da başkaları onların öykülerini kitaplaştırdı. Hatta pekçok nehir söyleşi kitabı yayımlandı. Bu kitapların bir yenisi de gazeteci Deniz Banoğlu'nun kaleme aldığı 'Bir Yalnız Diva / Suna Korat'. İki yıl önce 75 yaşında ölen Korat, Türkiye'deki başarılı opera sanatçılarından biri. Ancak o ülkesinde değil daha çok yurtdışında meşhur olmuş bir sanatçı. Banoğlu da ardında bir tek yayınlanmış ses kaydı bile bırakmayan Korat'ın hayatını yazarak, Türkiye'de iyi kritik almış ama yerini bulamamış, Avrupa'da üst noktalara kadar ulaşmış bir sanatçının Türk operasındaki yerini göstermek istediğini söylüyor.

Neden Suna Korat'ın hayat hikayesini kitaplaştırmak istediniz?

Suna Korat bana operayı sevdiren sanatçı. Opera iyi oynandığı zaman beğenilecek bir sanat. Aksi halde bir okul müsameresi gibi oluyor. Dolayısıyla ben opera zevkine biraz da onun sayesinde ulaştım. Kendisi birdenbire ortadan kayboldu. Operada insanlar kayboluyor. Unutuluyorlar. Onun ne CD'si ne de plağı var.

'RÖPORTAJ YAPMAK İÇİN SÖZLEŞTİK, ERTESİ GÜN ÖLDÜ'

Kitapta bu fikirden ona da bahsettiğinizi ve kendisinin çok heyecanlandığını söylüyorsunuz....

Evet ona telefon edip bu fikrimden bahsettim. Aslında bir nehir röportaj yapmak istiyordum. Birtakım aksilikler yüzünden bir yıl gecikti. Ertesi yıl yeniden aradım ancak konuştuğumuzun ertesi günü vefat etti.

Korat uzun yıllar opera sanatçılığı yapmış. Avrupa'da ünlü olmuş ancak Türkiye'de çok tanınmayan biri. Hakkındaki bilgilere nasıl ulaştınız?

Telefon konuşmamızın ardından hazırlık yapmış. 40 sayfa kendi el yazısıyla hayatını anlatmış bana. Böylelikle birçok şeyi onu ağzından anlatma imkanı buldum. Çok geniş bir arşivi vardı. Hakkında çıkan eleştirileri, fotoğrafları hep saklamış. Ama en büyük yardımı yakınlarından aldım.

Uzun yıllar ortadan kaybolmasına rağmen kendini anlatmak istediği anlamına mı geliyor bu hazırlık?

Aslında evet. Korat kırgınlığı yüzünden ortadan kaybolmuştu. Trajik bir hayat hikayesi vardı. Mutsuz bir insandı. Hayatı boyunca sadece sahnede olduğu zaman mutluydu. Gerek özel gerek sanat hayatında Kültür Bakanlığı, Bilkent Üniversitesi ve Devlet Opera ve Balesi'yle ilişkilerinde hep sıkıntısı vardı.

'BİLKENT ÜNİVERSİTESİ'NDE HAKETMEDİĞİ ŞEYLER YAŞADI'

Bunun nedeni neydi?

Kendisi 'Sekiz yıl sahnelerden yok oldum. Sebebini bilmiyorum. Sordum, sonunda Mükerrem Taşçıoğlu'na gittim ve gideceğimi söyledim' diyor ama açıklamıyor. Bu sırrı notlarında da açıklamamış. Ama sanat dünyasında bilhassa da operada sanatçı çekişmesi var. Suna Korat performansı, sesi ve sahnesiyle hep önde olan bir insan. Mutlaka kıskançlık var. Bunu bana onu yakından tanıyan operanın içindeki insanlar da yansıttı. Mesela Devlet Sanatçısı yaptılar ama ülkeyi temsil etme hakkını vermediler. Yurtdışına hep aldığı davetlerle gitti. Şanslı rastlantılar onu en azından Avrupa'da meşhur etti.

Bilkent Üniversitesi'ndeki öğretmenlik yıllarında da aynı sorunları yaşamış Korat...

Bilkent'te de çok canı yanmış. Girdiği her ortamda bir çekememezlikle karşılaşmış. Zaten öğrencileri de okulda haketmediği muameleleri gördüğünü söylüyor. Bana bunu Talat Halman da söyledi. Hatta 'Onu gülerken görmedim' dedi.

Tüm bunların nedeni ne peki? Sadece kıskançlık mı?

Türkiye'deki sanat camiasına karakteriyle, disipliniyle, hanımefendiliğiyle biraz ayrık düşüyordu. Eklemlenemiyordu. Bazı insanlar mücadele eder ama o edemedi. Onu mutsuz kılan da bu oldu zaten.

Ama yurtdışında başarılı olmasına rağmen orada yaşamayı tercih etmemiş...

Çevresi hep kalabalık olsun isteyen biriydi Korat. Yabancı ülkelerde kendini yalnız hissedecekti. Çok güçlü bir karakteri de yoktu. Arkasında onu teşvik edecek bir insan yoktu. Bu şartlar olsaydı belki de o da Leyla Gencer gibi tanınan bir sanatçı olurdu.

Efnan ATMACA-efnan.atmaca@aksam.com.tr



[b]
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 2411
Kayıt tarihi : 01/04/08

Kullanıcı profilini gör http://muzicfe.yetkin-forum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz